Şaban Can Kurt | 26 Şubat 2026
Geçen gün bi sanat galerisinde dolaşıyodum. Ferruh Başağa’nın bi tablosu gördüm.
“Bu tabloyu müzik gibi duyuyorum” dedim.
Yanımdaki arkadaş dedi ki: “Abi sen müzisyensin. Her şeyi müzik gibi duyuyosun.”
“Hayır gerçekten” dedim. “Bu tablo ritim var. Renk senfonisi var. Anlatayım sana.”
İşte bugün size Türk ressamlarının müzikle ilişkisini anlatacam. Ferruh Başağa, Bilge Alkor. Çok çok ilginç sanatçılar valla.
Evrensel Dil – Müzikten Etkilenen Sanatçılar
Sanat geçmişine baktığımız zaman eserleri müziğe odaklanan ya da müzikten etkilenen pek çok sanatçı var.
Türkiye’den Örnekler
Bu araştırmada tüm bu sanatçılardan bahsetmek mümkün olmasa da müziğin evrensel olduğunu göstermek adına bizim ülkemizde eserlerine tanık olduğumuz sanatçılardan örnekler vermek bizlere güzel bi örnek olacak.
Dünyanın her yerinde birçok sanatçının bu evrensel dilden etkilendiğini görüyoruz.
Sadece Batı’da değil. Türkiye’de de var. Her yerde var. Müzik evrensel. Resim evrensel. İkisi birleşince daha da evrensel.
Ferruh Başağa – Müziksel Soyut
Bu sanatçılardan biri de Ferruh Başağa.
İpşiroğlu’nun Yorumu
Başağa’nın eserleri hakkında yorum yapan N. İpşiroğlu sanatçının eserlerinde ritmik yapılar ve renk tonları olduğunu ve bunların müzikle yakından ilgili olduğunu belirtiyo.
Başağa’nın sanatı geometrik soyut, lirik soyut vb. tanımlara ek olarak “müziksel soyut” tanımının da eklenmesi gerektiğini belirtiyo.
Çok önemli bi tespit. Sadece soyut değil. Müziksel soyut. Müzik gibi. Ritim gibi.
Başağa ve Müzik – Bilinçsiz Yaklaşım
Ferruh Başağa’nın müzikle doğrudan bi bağlantısı yok, yani eserlerinde müziğin etkisi konusunda bilinçli bi yaklaşımı yok.
Bach Benzerliği
Ama ilginç olan Bach’ın müziği ses, ton ve ritmi şekillendiren unsurlarla yaptığını resim dili, renk, çizgi ve ritimle yapmış olması.
Yani Bach nota kullanmış. Başağa renk kullanmış. Ama aynı şeyi yapmışlar. Soyut yapı yaratmışlar. Ritim yaratmışlar.
Tekrarda Mucize
1980’den beri hep aynı konuları işleyen resimlerine bakıldığında “tekrarda mucize” ve “yeniden yokluk” görmemek mümkün değil.
Öyle ki okumaya (dinlemeye) başladığımızda sonsuz bi şekilde karşımıza çıkıyo.
Aynı konu. Ama her seferinde farklı. Müzikteki tema ve varyasyon gibi. Aynı tema. Ama farklı farklı varyasyonlar.
Ben müzikte de böyle yapıyorum bazen valla. Aynı melodiyi tekrar ediyorum. Ama her seferinde farklı renklendiriyorum. Tekrar ama yeni.
Başağa’nın İfade Tarzı – Saf Konuşma
Resminin fırçası ve paleti arasında saf bi konuşma olmasını istedi, sanatçının çalışmalarını kısa ve öz bi şekilde tanımlayan bi ifade.
Entelektüel Temel
Soyutları biçimsel bi temelde değil entelektüel bi temelde ‘çalıştırmak’ istedi.
Bu saf konuşmanın bi parçası olmak kolay değil. Resminin sıcaklığı işinizi kolaylaştırsa da kendi şarkısını söylüyo.
Renkler Şarkısı
Artık “Görüntü de gerçek de yok. Sadece renkler var. Yaşasın renkler…” şarkısını mırıldanmanın zamanı geldi denilebilir.
Çok güzel bi ifade. Sadece renkler var. Tıpkı müzikte sadece sesler var gibi. Başka hiçbi şey yok.
İlk İşaretler – 1950’ler
Başağa’nın kendini resim dilinde ifade etmek için kullandığı resimsel öğelerle ilk kez 1950’de yaptığı iki resminde karşılaştığımız söylenebilir.
İki Önemli Eser
“Horoz Dövüşü”, diğer “Cami”.
Birincisi sanatçının yürüdüğü soyutlama yolunun ilk işaretleri, ikincisi ise ulaşacağı mutlak soyutlamanın ilk işaretleridir diye düşünüyorum.
Yolculuk burada başlamış. 1950’de. Yavaş yavaş soyutlaşmış. Müzikalleşmiş.
Ritim ve Renk – İki Temel Unsur
Bugün itibariyle Başağa’nın resimlerine baktığımızda resimlerini müziğe yaklaştıran iki temel unsurun kompozisyonda baskın bi yer tuttuğunu görüyoruz: ritim ve renk.
Doğadan Başlangıç
Başağa’nın ritim ve renge duyarlılığı ilk figüratif resimlerinde doğadan resim yaptığında kendini gösterir.
Önce doğa varmış. Sonra soyutlaşmış. Ama ritim ve renk hep varmış. Hiç kaybetmemiş.
Bilge Alkor – Disiplinlerarası Sanatçı
Disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan Bilge Alkor eserleri müzikten de etkilenen sanatçılardan biri.
Kesişim Noktaları
Alkor çalışmalarında görüntü, ses ve yazının kesişimlerini keşfederek farklı disiplinlerden beslenen bi anlatı ortaya çıkarıyo.
Shakespeare’in oyunları, T.S. Eliot ve Franz Schubert’in bestelerinden ilham alan eserler sanatlar arası bi etkileşim.
Sadece müzik değil. Edebiyat da. Tiyatro da. Her şey birlikte. Çok zengin.
Kış Yolculuğu – Schubert’ten İlham
Bilge Alkor’un yeni ilham kaynağı Franz Schubert’in yazar Wilhelm Müller’in şiirlerinden yola çıkarak bestelediği 24 şarkıdan oluşan “Kış Yolculuğu”, 2004 yılında “Sanatlar Arası Etkileşim” sergisiyle açıldı.
Nedeni
Sanatlar arası yolculuğunun nedenini şöyle açıkladı:
“Sanat eserlerinden ve yaratıcılarından çok şey öğrendim. Bu sürecin sonucunda tüm bu öğrendiklerimi sanatla cevaplamak istedim.”
Çok güzel bi ifade. Öğrenmiş. Sonra cevap vermiş. Sanatla cevap vermiş. Resimle cevap vermiş.
Sihirli Flüt – Mozart’tan İlham
Bu sefer Bilge Alkor’un ilham kaynağı “Mozart ve Sihirli Flüt” oldu.
Düşler Evreni
Sihirli Flüt’ten etkilenme sürecini Bilge Alkor şöyle açıklıyo:
“Düşler evreni çalışmalarımda her zaman önemli bi tema olmuştur. Onlarla örneğin Mozart’ın Sihirli Flüt’ünde karşılaşıyorum. Prospero orada Sarastro oldu. Orada Ferdinand ve Miranda, Tamino ve Pamina’dır ve tıpkı aşıkların Fırtına’da birleşmek için geçmesi gerektiği gibi bi ateş sınavından geçmeleri gerekir… Monostatos bi tür Caliban’dır… Tüm gerçeklikler yaratılmıştır. Prospero’nun dediği gibi hayallerimizin dokusu…”
Çok derin bi yorum. Shakespeare ve Mozart’ı birleştirmiş. Karakterleri eşleştirmiş. Rüya ve gerçekliği karıştırmış.
Alkor’un Tekniği – Çeşitlilik
Alkor’un bu işlerde her zaman derinlere indiğini ve konunun bütünlüğünü bozmadan özü aradığını biliyoruz.
Farklı Teknikler
Alkor’un yorumu çok çok farklı. Kullandığı teknikler de farklı: yağlı boya, akrilik, resim ve fotoğraf.
Resimlerin bazıları soyut, bazıları değil.
Maskeler
Operadaki karakterleri maskeli gösterir. Her biri için kişiliğine göre bi maske düşünmüş.
Ancak iki karakter atlanmış: Tamino ve Pamina.
Detaylı Tasvirler
Her ikisinin de maskeleri ve tam boy resimleri var.
Tamino ince ve zarif bi genç. Ayakları çıplak, siyahlar içinde, yüzünün yarısından fazlasını kaplayan büyük bi maskeli, başı hafifçe öne eğik, elinde düz flüt çalıyo.
Pamina gözleri dolu bi bebek. Tamino’nun görünce aşka düştüğü tablo, tıpkı metinde geçtiği gibi parlak renkli taşlarla süslü bi çerçeve içinde.
Çok detaylı çalışmış. Her karakteri ayrı ayrı düşünmüş. Maskeler tasarlamış. Çok zengin bi çalışma.
Benim Başağa Deneyimim – İlk Karşılaşma
Bi anımı anlatayım size. Ferruh Başağa ile ilk karşılaşmam.
2017’ydi. İstanbul Modern’de sergi vardı. Başağa’nın retrospektifi.
Girdim. İlk resme baktım. Geometrik şekiller. Çok renkli. Çok ritmik.
“Bu müzik gibi” dedim kendi kendime.
İkinci resme baktım. Yine geometrik. Yine renkli. Ama farklı ritim.
Üçüncü resme baktım. Dördüncü resme baktım. Her biri farklı bi ritim. Farklı bi melodi.
Sergiyi dolaşırken sanki konser dinliyodum valla. Her tablo bi şarkı gibiydi. Hepsi birlikte senfoni gibiydi.
Eve gittim. O sergiden ilham alarak bi müzik yaptım. Başağa’nın ritmini müziğe çevirdim. Renklerini seslere çevirdim.
Çok güzel oldu. O gün anladım: Başağa sadece ressam değil. Besteci de.
Günümüz – Daha Fazla İşbirliği
Günümüzde sanatlar arası işbirliği daha fazla.
Ressamlar müzikten ilham alıyo. Müzisyenler resimden ilham alıyo. Hep birlikte proje yapıyolar.
Çok güzel bi dönem. Sınırlar belirsizleşiyo. Her şey birbirine karışıyo.
Gelecek – Tam Entegrasyon
Gelecekte sanatlar tam entegre olacak.
Galeri konsere dönüşecek. Konser galeriye dönüşecek. Her şey birlikte olacak.
Teknoloji bunu mümkün kılıyo. Her şey mümkün.
Sonuç – Zengin Bir Miras
Sanat geçmişine baktığımız zaman eserleri müziğe odaklanan ya da müzikten etkilenen pek çok sanatçı var. Müziğin evrensel olduğunu göstermek adına bizim ülkemizde eserlerine tanık olduğumuz sanatçılardan örnekler vermek güzel bi örnek. Dünyanın her yerinde birçok sanatçının bu evrensel dilden etkilendiğini görüyoruz.
Bu sanatçılardan biri de Ferruh Başağa. Başağa’nın eserleri hakkında yorum yapan N. İpşiroğlu sanatçının eserlerinde ritmik yapılar ve renk tonları olduğunu ve bunların müzikle yakından ilgili olduğunu belirtiyo. Başağa’nın sanatı geometrik soyut, lirik soyut vb. tanımlara ek olarak “müziksel soyut” tanımının da eklenmesi gerektiğini belirtiyo.
Ferruh Başağa’nın müzikle doğrudan bi bağlantısı yok, yani eserlerinde müziğin etkisi konusunda bilinçli bi yaklaşımı yok. Ama ilginç olan Bach’ın müziği ses, ton ve ritmi şekillendiren unsurlarla yaptığını resim dili, renk, çizgi ve ritimle yapmış olması. 1980’den beri hep aynı konuları işleyen resimlerine bakıldığında “tekrarda mucize” ve “yeniden yokluk” görmemek mümkün değil.
Başağa’nın resimlerine baktığımızda resimlerini müziğe yaklaştıran iki temel unsurun kompozisyonda baskın bi yer tuttuğunu görüyoruz: ritim ve renk.
Disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınan Bilge Alkor eserleri müzikten de etkilenen sanatçılardan biri. Alkor çalışmalarında görüntü, ses ve yazının kesişimlerini keşfederek farklı disiplinlerden beslenen bi anlatı ortaya çıkarıyo. Shakespeare’in oyunları, T.S. Eliot ve Franz Schubert’in bestelerinden ilham alan eserler sanatlar arası bi etkileşim.
Bilge Alkor’un yeni ilham kaynağı Franz Schubert’in yazar Wilhelm Müller’in şiirlerinden yola çıkarak bestelediği 24 şarkıdan oluşan “Kış Yolculuğu”, 2004 yılında “Sanatlar Arası Etkileşim” sergisiyle açıldı. “Sanat eserlerinden ve yaratıcılarından çok şey öğrendim. Bu sürecin sonucunda tüm bu öğrendiklerimi sanatla cevaplamak istedim” dedi.
Bu sefer Bilge Alkor’un ilham kaynağı “Mozart ve Sihirli Flüt” oldu. “Düşler evreni çalışmalarımda her zaman önemli bi tema olmuştur” diyerek Sihirli Flüt ile ilişkiyi açıkladı. Alkor operadaki karakterleri maskeli gösterir. Her biri için kişiliğine göre bi maske düşünmüş.
Sen Türk ressamlarını tanıyor musun? Ferruh Başağa’yı biliyor musun? Yorum yap, tartışalım bakalım.
Kaynaklar:
- N. İpşiroğlu – Ferruh Başağa çalışmaları
- Bilge Alkor – Sanatlar arası etkileşim sergileri
- Türk modern sanatı
- Müzik ve resim ilişkisi
