Ya geçen hafta stüdyoda oturuyoduk. Bi arkadaş geldi yanıma. Elinde eski bi keman vardı. Bana döndü, “Abi bu kemanın hikayesi ne biliyo musun?” dedi. Valla bilmiyodum. Hiç düşünmemiştim bile.
Ama o an kafama bi şey takıldı.
Dedim ki “Peki ilk keman nasıl yapıldı? Hatta ilk müzik aleti nasıl ortaya çıktı ya?” Arkadaş baktı bana öyle. “Bilmiyorum ki” dedi. Ben de bilmiyodum işte.
O gün eve gittim araştırmaya başladım. Valla valla çok ilginç şeyler öğrendim.
Bugün size bunu anlatıcam. Müzik aletlerinin nasıl ortaya çıktığını falan. Hem de bi müzisyen gözüyle anlatıcam. Çünkü bu konu beni gerçekten gerçekten çok etkiledi. Yıllardır saz çalıyorum ama hiç düşünmemişim bunu ya. Nasıl düşünmemişim?
Çok garip.
Rüzgarın Şarkısı Diye Bi Şey Var
Şimdi bak elimizde kesin veriler yok aslında. Müziğin tam olarak ne zaman ortaya çıktığını bilmiyoruz yani. Ama çok güzel efsaneler var bu konuda. Sözlü anlatılarda yaşamış bu hikayeler uzun yıllar.
Ben müzisyen olarak şunu düşünüyorum açıkçası. Bu efsanelerin gerçek yanları olabilir.
Mesela şöyle bi hikaye var dinle. Kamışlıkların arasında rüzgar esiyomuş. Rüzgar kırık kamışlara çarpınca ıslık sesleri çıkıyomuş. Düşünsene bi kere. İlk insanlar bu sesi duyuyo. Ne kadar şaşırmış olabilirler ya?
Ben ilk defa stüdyoda kendi ses kaydımı dinlediğimde nasıl garipsendiysem onlar da öyle garipsemiş olmalı. Hatta daha çok şaşırmışlardır bence.
İnsanlar bu sesleri taklit etmeye başlamış sonra. Hem üzgün günlerinde hem sevinçli günlerinde kullanmışlar bu sesleri işte. Böylece ilk müzik olgusu ortaya çıkmış.
Çok mantıklı geliyo bana valla.
Sence de mantıklı değil mi?
Avdan Sanata Geçiş Nasıl Oldu Peki
Bi gün yine arkadaşla konuşuyoduk bu konuları. “Abi” dedi bana, “ilk gitar nasıl yapıldı sence?” Güldüm ben de. “Gitar değil ya” dedim, “önce daha basit şeyler vardı.”
İnsanoğlu zamanla düşünceleri geliştikçe ilginç şeyler yapmaya başlamış. Ne kullanmışlar biliyo musun? Avlanmak için kullandıkları asa yay ve oku. Evet evet av aletlerini. Bu aletlerin çıkardığı seslerden yararlanarak çalgılar oluşturmuşlar.
Düşünsene ya bi kere. Adam av yayını çekiyo bi ses çıkıyo. “Hmm bu güzel bi ses” diyo kendi kendine.
İşte o an başlamış her şey.
Sonra neler olmuş anlatayım. Oyuk bi öküz boynuzundan ses çıkarmışlar mesela. İçi boş kamıştan uyumlu sesler elde etmişler. Kemikten nefesli çalgılar yapmışlar falan. Zengin sesler güzel tınılar ortaya çıkmış böylece.
Oku av yayına sürtmüşler bi de. Çıkan sese “okluğ” demişler. Ben ilk duyduğumda çok şaşırdım bu isme valla. Okluğ. Ne kadar basit ama ne kadar güzel bi isim değil mi ya?
İklik Denen Şey Çok İlginç

Şimdi burası çok ilginç dikkat et biraz.
Okun ucuna bi su kabağı eklemişler. Buna “iklik” demişler. At kılından yapılmış yaylarla çalmaya başlamışlar sonra. Valla at kılı ya! Bugün hala keman yaylarında at kılı kullanılıyo biliyo musun? Ben öğrendiğimde inanamadım.
Sonra kabuğun üst kısmına ince kabuklar germişler. Bi sap eklemişler oraya. Telleri kabuğun üzerinden geçirmişler. Böylece ses daha net hale gelmiş.
Tarihi belgelerde şöyle yazıyomuş:
Yay ile çalınanlara “ıklığ” demişler. Parmak veya mızrap ile çalınanlara “kopuz” demişler.
Ben müzisyen olarak bunu öğrendiğimde gerçekten çok çok etkilendim. Niye biliyo musun? Çünkü iklik yaylı çalgıların atası olarak biliniyo. Kopuz ise mızraplı çalgıların atası olarak.
Yani bugün çaldığım kemanın gitarın bağlamanın kökeni buraya dayanıyo. Binlerce yıl öncesine ya. Çıldırcam valla.
Kim bilir o ilk insanlar ne hissetti ilk sesi çıkardıklarında? Çok merak ediyorum bunu.
Hava Sütunu Meselesi
Bi de şu var unutmadan söyliyim. İnsanlar basınçlı hava sütununun tınısını keşfetmiş zamanla. Onu bi tüp arasında titretmeye başlamış. Nefesli çalgıların temeli böyle atılmış işte.
Geçen gün klarnet çalan bi arkadaşa anlattım bunu. “Vay be abi” dedi, “hiç düşünmemiştim bunu.”
Aynen öyle ya. Hiçbirimiz düşünmüyoruz aslında. Ben de düşünmüyodum.
Kabile Hayatı ve Müzik
İlkel insanlar kabile yaşamına geçtikten sonra müzik de sosyal hayata girmiş. Her toplum kendi yaşam tarzına değerlerine ve inançlarına uygun olarak müzik üretmiş.
Kendi enstrümanlarını yaratmışlar. Kendi melodilerini oluşturmuşlar. Kendi ritimlerini bulmuşlar zamanla.
Bu çok güzel bi şey aslında düşününce. Bugün dünyada binlerce farklı müzik türü var. Hepsinin kökeni bu ilk topluluklara dayanıyo.
Ben bazen stüdyoda böyle düşünüyorum ya. Acaba binlerce yıl önce yaşayan bi müzisyen bugünkü müziği duysa ne derdi? Beğenir miydi? Garip bulur muydu? Çok merak ediyorum valla.
Sesi Ne Oluşturuyo Peki
Şimdi biraz teknik konuşalım ama basit anlatıcam merak etme.
Çalgılarda sesi oluşturan unsurlar neler biliyo musun?
Ya bi tel oluyo. Ya bi hava sütunu. Ya bi zar. Ya da bi tahta.
Hepsi bu kadar aslında. Dört tane şey. Yapımcılar bu malzemeleri ve becerileri kullanarak enstrümanlarını şekillendirmiş. Böylece enstrüman yapımı sanatı dünyaya gelmiş.
Çok basit gibi görünüyo değil mi? Ama işin içine girince çok karmaşık ya. Ben bi keresinde keman yapımcısının atölyesine gitmiştim. Adam saatlerce anlattı bana. Ahşabın seçimi kurutulması şekillendirilmesi falan filan. Valla kafam şişti o gün.
Utandım açıkçası. Hiçbir şey bilmiyomuşum.
Usta Çırak İlişkisi Diye Bi Gelenek Var

Enstrüman yapımı sanatı günümüze kadar usta çırak ilişkisi ile devam etmiş. Birçok sanat branşında olduğu gibi yani.
İlkel zamanlarda çalgılar çok önemli araçlarmış. Yazışmada kullanılıyomuş. Savaşta kullanılıyomuş. Ölüm ritüellerinde dini törenlerde mühim bi araçmış.
Günümüzde de önemini koruyo bu aletler tabii.
İlk zamanlarda enstrümanlar o dönemin koşullarının izin verdiği seviyede insan ihtiyaçlarına cevap veriyomuş. Sonra güzellik kaygıları devreye girmiş. Gelişen teknoloji ve artan ihtiyaçlarla beraber bu iş bi sektöre dönüşmüş zamanla.
Cremona Denen Yer Efsane
Bak burası çok önemli ha. Dikkatli oku biraz.
Tarihi kayıtlara göre XIII. yüzyıldan itibaren İtalya’da lavta ve gitar yapımı ortaya çıkmaya başlamış. XV. yüzyılda müzik aletleri yapımının yanı sıra usta çırak eğitimi de verilmeye başlanmış.
XVI. yüzyıldan beri İtalya’nın Lombardiya bölgesindeki Cremona kasabası yaylı çalgı üretimiyle ünlüymüş. Hala da öyle.
Cremona deyince aklıma hep şu geliyo benim. Orada yaşamış efsane ustalar var ya. Amati ailesi orada yaşamış. Dünyaca meşhur enstrümanlarını orada üretmiş. Guarneri son eserlerini orada yapmış.
Ve tüm zamanların en meşhur luthieri kim biliyo musun?
Antonio Stradivarius.
O da Cremona’da yaşamış. Stradivarius kemanları bugün milyonlarca dolar ediyo. Bi keresinde bi belgesel izlemiştim gece geç saatlerde. Adam bi Stradivarius keman almış 10 milyon dolar ödemiş.
10 milyon dolar ya! Bi keman için!
Çıldırmak var.
Bugün Cremona kasabası hala enstrüman yapımındaki itibarını koruyo. İtalya’dan diğer Avrupa ülkelerine yayılmış bu sektör. Sonra dünyanın diğer ülkelerinde de görülmeye başlanmış.
Osmanlı’da Durum Nasılmış
Şimdi geldik bizim topraklara. Burası da çok ilginç.
Anadolu’da çalgı yapımının tarihini incelediğimizde en erken bilgileri Osmanlı kaynaklarından alıyoruz. Başka kaynak yok pek.
Osmanlı döneminde saray meşkhanesinde kullanılan aletler Silahtarağa veya Darüssaade ağaları tarafından satın alınıyomuş. Dışarıdaki ustalar tarafından tamir ediliyomuş.
Fatih Sultan Mehmet döneminde sarayda Şîrmerd isminde bi lavta ustası varmış. İshak isminde bi Kanuni de varmış. Elimizdeki bilgiler arasında bunlar da var işte.
Bi de şu kayıt var çok ilginç. Rebiülâhir 932 yani Ocak 1526 tarihinde. TSM Arşiv D. 9306/3 numaralı ehl-i hiref defterinde II. Mehmed yani Fatih zamanında saraya yevmiyesi 12 lira olan tanburcu Muslihiddin adlı bi müzisyen kaydedilmiş.
Bu ne demek biliyo musun? Fatih devrinde sarayda günlük saz ve saz ustalarının bulunduğunu gösteriyo bu kayıt. Adam maaş alıyomuş yani. Profesyonel müzisyen.
Ben bunu öğrendiğimde çok şaşırdım valla.
Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde de çok güzel bilgiler var bu konuda. İstanbul’daki çeşitli meslek gruplarından bahsederken çalgı yapımcılarından ve icracılardan da bahsetmiş. Mehteran ve Zurnacıbaşı Esnafları olarak adlandırmış onları.
XIX. yüzyılın başında sarayda bi saz atölyesinin açıldığı da tarihi kayıtlarda yazıyomuş. Saray adına bazı ünlü ustaların çalıştığı da var.
Ama açıkçası sektörel yapısı eğitimi ve ustalığıyla ilgili elimizde çok fazla bilgi yok. Bilmiyorum neden kayıt tutulmamış ya. Keşke tutsalarmış.
Üzüldüm buna.
Bugün Çalgı Yapımı Nasıl Öğretiliyo
Dün bi öğrenciyle konuştum tesadüfen. Çalgı yapımı bölümünde okuyomuş meğer. “Nasıl gidiyo?” dedim. “Çok yoğun abi” dedi, “ama çok güzel bi bölüm.”
Geleneksel enstrüman yapımında çıraklar bi ustayla çalışmaya başlıyo. Yıllarca usta çırak ilişkisi içinde emek vererek bu sanatı birebir öğreniyolar. Ustadan gördüklerini uyguluyo. Ustasının kullandığı metot ve tekniklerin aynısını kullanarak ustasının kaldığı yerden devam ediyo.
Ama şimdi çalgı yapım bölümleri var üniversitelerde. Bunların amacı ne biliyo musun?
Bu geleneksel yöntem ve teknikleri bilimsel bi temele oturtmak. Ve daha üst seviyelere taşımak.
Bu bölümlerde usta çırak ilişkisi ile eğitim devam ediyo hala. Ek olarak şunlar da öğretiliyo: Müzik teorisi icra müzik fiziği teknik resim ahşap teknolojisi cila uygulamaları falan filan.
Öğrenci “müzik bilen” bi çalgı yapımcısı oluyo sonunda. Mesela keman yapımı eğitimi alan bi öğrenci keman çalma eğitimi de alıyo aynı zamanda.
Bu çok mantıklı değil mi ya? Çalgı yapacaksan o çalgıyı da çalabilmelisin bence.
Bu program sayesinde hem müzisyenler hem enstrüman yapımcıları yetişiyo. İleride açılacak üniversitelerin konservatuarlarında rahatça çalışabilecek nitelikte mezunlar çıkıyo.
Çok iyi bi sistem valla.
Son Olarak Şunu Diyim

Ya bu yazıyı yazarken ben de çok şey öğrendim açıkçası. Müziğin tarihi gerçekten çok derin bi konu. Rüzgarın kamışlara çarpmasından bugünün konservatuarlarına kadar uzun bi yol var ortada.
İlk insanlar doğadaki sesleri taklit ederek başlamış her şeye. Sonra av aletlerinden çalgılar yapmışlar. İklik ve kopuz gibi enstrümanların ataları ortaya çıkmış. İtalya’da Cremona gibi merkezler oluşmuş zamanla. Stradivarius gibi efsane ustalar yetişmiş. Osmanlı’da sarayda saz atölyeleri kurulmuş.
Ve bugün üniversitelerde çalgı yapımı eğitimi veriliyo.
Ne kadar uzun bi yol ya değil mi?
Ben müzisyen olarak bu tarihi bilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Elindeki enstrümanın nereden geldiğini bilmek ona daha farklı bakmanı sağlıyo.
Siz ne düşünüyosunuz bu konuda? Hiç düşündünüz mü çaldığınız ya da dinlediğiniz müziğin binlerce yıllık bi geçmişi olduğunu?
Merak ediyorum cidden.
Yorumlarda buluşalım tartışalım biraz. Çok merak ediyorum sizin düşüncelerinizi de.
Kaynak: Tarihi belgeler ve akademik araştırmalar
