Müzik ve Resim: Neden Bu Kadar İç İçeler?


Geçen ay bir sergiye gittim. Modern resim sergisiydi. Bir tablonun önünde durdum, baktım. Garip bir şey oldu – kafamda melodi çalmaya başladı. Sanki o tablo bir şarkıydı. Yanımdaki adam da “bu tablo sanki caz çalıyor gibi” dedi.

O an anladım ki bu iş sadece benim kafamda değilmiş.

Sanatlar Birbirinden Kopuk Değil

Müzik tek başına bir şey değil. İnsanlardan ayrı düşünülemez, toplumdan ayrı düşünülemez, diğer sanatlardan da ayrı düşünülemez.

Hep düşünmüşümdür bunu. Müzik sadece kulağa mı hitap ediyor? Hayır. Gözünü de etkiliyor, kalbini de etkiliyor, hatta bazen burnuna bile geliyor sanki.

Tarih boyunca insanlar birbirinden etkilenmiş. Ressam müzisyenden etkilenmiş, müzisyen ressamdan etkilenmiş. Edebiyat müziği etkilemiş, mimari resmi etkilemiş. Hepsi birbirine karışmış.

Müzik Tarihine Bakınca

Müzik tarihini okurken bir şey dikkatimi çekti. Bak şu isimlere:

  • Rönesans müziği
  • Barok müzik
  • Rokoko müzik
  • Romantik müzik
  • Empresyonist müzik
  • Dışavurumcu müzik
  • Minimal müzik

E dur bakalım, bunlar sadece müzik terimleri mi? Hayır. Bunların hepsi aynı zamanda resim akımları.

Tesadüf mü? Değil tabii. Aynı dönemde yaşayan insanlar, aynı havayı soluyor, aynı düşüncelerden etkileniyor. Ressam da müzisyen de.

Sanayi Devrimi Her Şeyi Değiştirdi

1800’lerin ortası, sonları… Dünya tamamen değişti.

Şehirler büyüdü. Fabrikalar açıldı. Trenler çıktı ortaya. Telgraf geldi. Fotoğraf makinesi icat edildi. Elektrik ışığı evlere girdi.

İnsanların algısı değişti. Daha hızlı düşünür oldular. Daha çok şey gördüler. Ses kirliliği arttı. Her yer hareketliydi.

Sanatçılar ne yapsın? Onlar da değişti tabii. Eskisi gibi sakin, durgun resimler yapmadılar artık. Hareket girdisi resimlere. Müziğe de girdi tabii.

19. Yüzyıl Sonu, 20. Yüzyıl Başı

Bu dönem çok ilginç. Her şey hızlı değişiyor. Uçak icat edildi, sinema geldi, radyo çıktı…

İnsanların görsel ve işitsel algısı bambaşka bir hale geldi. Daha önce hiç görmediği hızlarda şeyler gördü. Daha önce hiç duymadığı sesleri duydu.

Sanatçılar “artık eski usul resim olmaz, eski usul müzik olmaz” dedi. Sınırları aştılar. Deneyler yaptılar. Yeni şeyler denediler.

Müzikten Etkilenen Ressamlar

Şimdi aklıma ilk gelenler:

Van Gogh – Adam müzik çılgınıydı. Tablolarına bak, sanki ritmik bir şey var. Fırça darbeleri melodi gibi.

Picasso – Caz severdi. Kübist resimlerinde caz müziğinin o karmaşık armonilerini görürsün.

Kandinsky – Bu adam zaten “ben müziği resmediyorum” diyordu. Wagner dinler, sonra o müziği renge dökerdi.

Paul Klee – Kendisi müzisyendi aslında. Keman çalardı. Resimlerinde notalar, ritimler vardı.

Bunlar dünya çapında tanınan isimler. Peki ya bizde?

Türkiye’den İsimler

Bilge Alkor – Kendisi hem ressam hem müzisyendi. Resimleri sanki müzik parçaları gibi.

Füsun Onur – Müzikle çok ilgiliydi. Eserlerinde ritim hissedersin.

Ferruh Başağa – Tablolarında müzikal bir akış var.

Bizde de varmış yani. Ama maalesef çok bilinmiyor.

Benim Gözlemlerim

Ben bağlama çalarken bazen gözlerim kapalı oluyor. O an kafamda renkler beliriyor. Hüzzam makamı çalarken koyu renkler görüyorum. Nihavend çalarken daha açık tonlar.

Bu sadece bende yok. Konservatuardaki arkadaşlarla konuşmuştuk bunu. Herkes bir şeyler görüyormuş müzik yaparken.

Ya da tersi – bir tablo bakarken melodi duyuyorsun. Özellikle modern resimler öyle. Kandinsky’nin tablolarına bak mesela, kulağınla dinleyesin geliyor.

Türk Müziğinde Bu İlişki

Bizim müziğimizde makamlar var. Her makamın bir rengi, bir havası var.

Rast makamı mesela – parlak, güneşli. Sarı, turuncu gibi.

Uşşak – hüzünlü, derin. Mor, lacivert gibi.

Segah – neşeli, canlı. Kırmızı, pembe gibi.

Ama bu konuda araştırma yok ki. Batıda renk-ton ilişkisi üzerine kitaplar dolusu çalışma var. Bizde yok. Oysa ne kadar zengin bir alan.

Neden Bu Kadar Önemli?

Şimdi diyeceksin “e tamam anladık, müzik ve resim birbirini etkiliyor. Ne olmuş?”

Önemli çünkü sanatı anlamamız için gerekli bu. Müziği sadece ses olarak düşünemezsin. Resmi sadece renk olarak düşünemezsin. Hepsi bağlantılı.

Bir video klip çekerken ben de bunu yaşıyorum. Müzik var, görüntü var. İkisi ayrı değil ki. Bir bütün. Birini değiştirince diğeri de değişiyor.

Ya da canlı konser veriyorsun. Sahne ışıkları var. O ışıklar müzikle uyumlu hareket edince bambaşka bir şey oluyor. İşitsel sanat görsel sanatla birleşiyor.

Gelecekte Neler Olabilir?

Teknoloji gelişiyor. Belki bir gün müziği sadece duymayacağız, göreceğiz de. Belki dokunacağız, tadacağız, koklayacağız.

Sanal gerçeklik var mesela. VR gözlüğü takıyorsun, bir konsere giriyorsun. Hem görüyorsun hem duyuyorsun hem de sanki oradasın gibi hissediyorsun.

Ya da yapay zeka. Bir resim koyuyorsun karşısına, “buna müzik yap” diyorsun. Yapıyor. Ya da tersi, müzik koyuyorsun, “buna resim yap” diyorsun. O da yapıyor.

Ama bunların hepsinin temeli aynı – sanatlar birbirine bağlı. Hep öyleydiler, hep öyle kalacaklar.

Araştırmanın Amacı

Bu yazıyı neden yazdım?

Çünkü müzik ve resim arasındaki ilişkiyi merak ediyorum. Tarihte hangi ressamlar müzikten etkilenmiş? Hangi müzisyenler resimden etkilenmiş? Türkiye’de bu konuda neler yapılmış?

Bunları öğrenmek, paylaşmak istedim.

Ayrıca bence bu konuda daha fazla çalışma yapılmalı. Özellikle Türk müziği ve Türk resmi arasındaki ilişki araştırılmalı. Makamların renkleri, resimlerin müziği… Çok zengin bir alan ama kimse bakmıyor.

Sonuç

Müzik ve resim yüzyıllardır el ele gidiyor. Birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanayi devriminden sonra her şey hızlandı. Sanatçılar sınırları aştı. Yeni şeyler denedi. Van Gogh, Picasso, Kandinsky gibi isimler müziği resme döktü. Türkiye’den Bilge Alkor, Füsun Onur gibi sanatçılar da bu yolda yürüdü.

Ben de bir müzisyen olarak bu ilişkiyi her gün yaşıyorum. Müzik yaparken renk görüyorum, resim seyrederken melodi duyuyorum.

Belki sen de öylesindir. Hiç denedin mi? Bir müzik aç, gözlerini kapat, ne görüyorsun? Ya da bir tabloya bak, ne duyuyorsun?

Yorum olarak yaz bana, merak ediyorum gerçekten.


Not: Bu konu üzerine daha fazla okumak isterseniz Van Gogh, Kandinsky ve Klee’nin eserlerine bakmanızı öneririm. Türkiye’den de Bilge Alkor’un çalışmaları çok ilginç.


Şaban Can Kurt
www.sabancankurt.com