Geçen gün bi arkadaş sordu: “Abi Türkiye’de klasik Batı müziği nasıl gelişti?”
“Atatürk sayesinde” dedim.
“Nasıl yani?” dedi. Meraklı meraklı bakıyo.
Anlattım işte. Müzik devrimini, yabancı müzisyenleri, konservatuarları falan filan. Çok şaşırdı valla. “Ya hiç bilmiyodum bunları abi” dedi.
İşte bugün size o dönemi anlatacam. Cumhuriyet’te müziğin nasıl değiştiğini, hangi yabancı ustaların geldiğini. Heyecanlıyım açıkçası çünkü çok sevdiğim bi konu bu.
Tanzimat’tan Cumhuriyet’e: Çok Geç Başladık
Türkiye’de Batı müziği Tanzimat’la başladı. 1800’lerin ortalarında yani.
O zamandan beri çalışmalar vardı işte. Çokseslilik üstüne emek veriliyodu. Ama bunlar akademik bi temele oturmadı hiç.
Ne zaman oturdu peki? Cumhuriyet döneminde.
Yani ancak 1920’lerde ciddi bi sistem kuruldu. Geç kaldık yani ama olsun.
Mehter’den Bando’ya Geçiş
Mehter biliyosun değil mi? Osmanlı’nın askeri müziği. Davul zurna falan.
- ve 18. yüzyıllarda Avrupa çok ilgilendi Mehter’e ya. Yeni bi renk, yeni bi ses olarak gördüler. Hatta klasik bestecilerin eserlerini bile etkiledi.
Mozart Mehter müziğinden etkilenmiş. Beethoven etkilenmiş. Bizim Mehter onları etkilemiş yani. Garip değil mi? Biz onlardan değil onlar bizden etkilenmiş o dönem.
Ama sonra ne oldu? Mehter kaldırıldı işte. Yerine bando takımı geldi. Batı tarzı bando.
İlk Batı Askeri Bandosu Kuruldu
Türkiye’de Batı tekniğiyle kurulan ilk topluluk Saray Bandosu (Palace Band) idi.
Kim kurdu biliyo musun? Giuseppe Donizetti.
İtalyan bi müzisyenmiş. 1828’de Batı askeri bandosunu kurmuş.
Sonra bu topluluğa eklenenler olmuş. “Saray Orkestrası” eklenmiş, “Fasıl Komitesi” eklenmiş. İsmi Muzika-i Hümayun olmuş.
İlk kez müzik dersi ne zaman okutuldu biliyo musun? 1870’te. İstanbul Muallim Mektebi’nde (Öğretmen Okulu).
Yani Türkiye’de Batı müziği 1800’lerde başlamış ama asıl gelişim Cumhuriyet’te olmuş. Sistematik bi şey olmamış eskiden.
Atatürk’ün Müzik Vizyonu – Çok Farklıydı

Cumhuriyet dönemindeki müzik çalışmalarının baş mimarı kim? Mustafa Kemal Atatürk.
Bu net ya. Tartışmasız. Hepimiz biliyoruz bunu.
1923: Çok Şaşırtıcı Sözler
Saygun diye bi müzikolog varmış. 1982’de yazmış: Atatürk 1923’te şöyle demiş:
“Ülke sınırları içinde pratik ve kapsamlı bir öğretim kurumları ağı gerekli. En önemlisi çağdaş kütüphaneler, botanik ve hayvanat bahçeleri, müzeler, konservatuarlar, tiyatrolar lazım. Başta il merkezleri olmak üzere tüm ülke bu kurumlarla donatılmalı.”
Düşün bi. 1923. Yani Cumhuriyet daha yeni kurulmuş. Ülke düşman işgalinden yeni çıkmış altı yedi ay önce. Barış henüz imzalanmamış bile.
Ve Atatürk ne diyo? Kütüphanelerden, müzelerden, konservatuarlardan bahsediyo.
Ben müzisyen olarak bunu okuduğumda çok etkilendim valla. Adam ülke henüz savaştan çıkmış daha, düşünüyo güzel sanatları. İnanılmaz bi vizyon yani.
Neden böyle yapıyo? Çünkü Türklüğün geleceğini bu alanlarda görüyo. Kültürde, sanatta, müzikte görüyo.
“Müziksiz Devrim Olmaz” – Güçlü Söz
Atatürk bi söz daha söylemiş hava eğlencelerinde: “Müziksiz devrim olmaz.”
Çok güçlü bi söz ya. Ve uygulamalarından anlaşılıyo ki, kastettiği klasik Batı müziği.
Neden Batı müziği istiyodu peki?
Çünkü Türk toplumunun müzik zevkinde ve anlayışında bi dönüşüm yapmak istiyodu.
“Müzikte düzelme olmazsa diğer alanlardaki reformlar eksik kalır” diye düşünüyodu. Yani müzik temel taşıydı ona göre.
Sadece eğlence olarak görmüyodu müziği. Kültürel dönüşümün bi parçası olarak görüyodu.
Dünyada Tek Örnek – Sadece Atatürk
Bu çok ilginç bi şey ya: Dünyada müzik devriminden bahseden tek lider Atatürk.
Biographonline.Net diye bi site varmış. Dünyayı değiştiren kişilerin ve önemli reformcuların hikayelerini anlatıyomuş.
Kimler varmış? Joan of Arc, Robespierre, Napoleon, George Washington, Thomas Jefferson, Garibaldi, Lenin, Fidel Castro, Mahatma Gandhi… Hepsi varmış orada.
Ama hiçbiri müzik devriminden bahsetmemiş. Sadece Atatürk bahsetmiş.
Bu Atatürk’ü onlardan ayırıyo işte. Müziğe özel bi önem veriyo. Başka hiçbir lider böyle yapmamış.
Yabancı Ustalar Türkiye’ye Geliyo
Atatürk’ün bu vizyonu sonuç verdi tabii.
Avrupa’nın ünlü müzisyenleri Ankara’ya davet edildi. Onların yardımıyla konservatuarlar açıldı. Müzik eğitimi baştan düzenlendi.
Türkiye’ye bilim ve sanat kurumları kurmak için kimler geldi bakalım:
Paul Hindemith – Devlet Konservatuarı’nın Kurucusu
Paul Hindemith. Alman besteci ve müzikolog. Çok ünlü bi isim.
1936’da Ankara’da Devlet Konservatuarı’nı kurdu.
Türkiye’ye tam dört kez geldi. 1939’dan sonra Amerika’ya gitti, Yale Üniversitesi’nde çalıştı orada.
Ben Paul Hindemith’in müziklerini çok severim valla. Hem besteci hem teorisyen. Çok önemli bi isim. Böyle birinin Türkiye’ye gelip konservatuar kurması çok büyük olay yani. Şanslıymışız o dönem.
Eduard Zuckmayer – Gazi Eğitim Enstitüsü

Eduard Zuckmayer (1890-1972). O da Türkiye’ye gelmiş.
Gazi Eğitim Enstitüsü’nü o kurmuş.
Yani öğretmen yetiştiren kurumu o kurmuş. Müzik öğretmenleri bu kurumdan çıktı. Şu an müzik dersi veren öğretmenlerin temelini o attı.
Joseph Marx – İstanbul Konservatuarı Planları
Joseph Marx. Viyana Müzik Akademisi müdürüymüş.
1931-32’de İstanbul’a gelmiş.
Ne yapmış? İstanbul Konservatuarı’nın kuruluşu, yönetimi ve öğretimi için raporlar hazırlamış.
Tam 10’a yakın detaylı metin sunmuş konservatuara.
Yani adam gelmiş, sistemi baştan kurmuş. Nasıl olacak, ne yapılacak, kim ne yapacak – hepsini planlamış. Çok ciddi bi çalışma.
Carl Ebert – Opera ve Tiyatro Ustası
Prof. Carl Ebert. Dokuz yıl Türkiye’de kalmış. Tam dokuz yıl.
Ankara Devlet Konservatuarı’nın tiyatro sahnesini ve opera stüdyosunu yönetmiş.
Kesintisiz dokuz yıl. Türk operasının temelini o atmış. İlk operalar onun döneminde sahnelenmiş.
Bela Bartok – Halk Müziği Araştırmaları
Bu benim en sevdiğim kısım valla. Bela Bartok.
- yüzyılın en önemli besteci ve müzikologlarından biri. Macar. Dünyaca ünlü.
1936’da Ankara Halkevi’nin davetlisiyle Türkiye’ye gelmiş.
Ne yapmış?
- Ankara’da üç konferans vermiş
- İki konser vermiş
- Ankara, Adana (Seyhan), Osmaniye ve Mersin’de Türk müzisyenlerle saha araştırmaları yapmış
Yani adam gelmiş Anadolu’yu gezmiş. Köylere gitmiş. Türk halk müziğini araştırmış. Kayıt yapmış. Analiz etmiş.
1976’da ABD’de “Küçük Asya’dan Türk Halk Müziği” kitabı yayınlanmış. Türkçe’ye çevrilmiş.
Ben bu kitabı okudum. Çok değerli ya. Bartok’un Türk müziğine bakışı, analizleri… Muhteşem. Her müzisyenin okuması lazım bence.
Bartok gelip Türk halk müziğini araştırırken ben daha doğmamıştım tabii. Ama onun kitabını okuyunca “keşke o zamanlar olsaydım da onunla çalışsaydım” diye düşünüyorum hep.
Ernst Praetorius – Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası
Ernst Praetorius. 1935’te Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şefi olmuş.
1946’daki ölümüne kadar bu rolü sürdürmüş. Yani tam 11 yıl.
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı o kurmuş, o yönetmiş. Türk klasik müziğinin temelini o atmış. İlk senfoniler onun döneminde çalınmış.
Benim Görüşlerim – Hayran Kaldım
Ben müzisyen olarak bu döneme çok hayranlık duyuyorum valla.
Düşün bi: Ülke yeni kurulmuş. Para yok, kaynak yok. Ekonomi berbat. Savaştan yeni çıkmış insanlar.
Ama Atatürk ne yapıyo? Müziğe yatırım yapıyo.
Avrupa’nın en iyi müzisyenlerini getiriyo. Konservatuarlar kuruyo. Sistemler kuruyo. Vizyon bu işte.
Bugün Türkiye’de klasik müzik varsa, konservatuarlar varsa, senfoni orkestraları varsa – hepsi Atatürk’ün o vizyonu sayesinde.
Şimdi Ne Durumda? – Biraz Üzgünüm

Şimdi Türkiye’de konservatuarlar var. Senfoni orkestraları var. Opera var. Tamam bunlar var.
Ama yeterli mi? Hayır bence. Kesinlikle hayır.
Hala gelişmemiz lazım. Daha fazla yatırım yapılmalı müziğe. Daha fazla insan müzik eğitimi almalı. Konserler daha fazla olmalı.
Atatürk’ün vizyonu biraz yarım kaldı açıkçası. O başlattı çok güzel ama sonradan yavaşladı. İvme kayboldu.
Umarım gelecekte tekrar hızlanır. Umarım müziğe gereken önem tekrar verilir. Bunu görmek istiyorum.
Sonuç
Cumhuriyet döneminde Türkiye’de gerçek bi müzik devrimi yapıldı:
- Tanzimat’tan beri süren çalışmalar Cumhuriyet’te akademik temele oturdu
- Mehter kaldırıldı, yerine bando geldi
- 1828’de Giuseppe Donizetti ilk Batı bandosunu kurdu
- Atatürk müziğe özel önem verdi
- “Müziksiz devrim olmaz” dedi
- Avrupa’dan ünlü müzisyenler getirildi
- Paul Hindemith Devlet Konservatuarı’nı kurdu (1936)
- Eduard Zuckmayer Gazi Eğitim Enstitüsü’nü kurdu
- Joseph Marx İstanbul Konservatuarı için detaylı raporlar hazırladı
- Carl Ebert opera ve tiyatroyu geliştirdi
- Bela Bartok Türk halk müziğini araştırdı, kitap yazdı
- Ernst Praetorius Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı 11 yıl yönetti
Bu devrim dünyada tek örnek. Hiçbir lider müziğe bu kadar önem vermemiş. Sadece Atatürk.
Peki sen ne düşünüyosun? Atatürk’ün müzik vizyonu başarılı oldu mu? Bugün yeterli mi yoksa daha fazlası mı yapılmalı? Yorum yap tartışalım bakalım.
Kaynaklar:
- Saygun (1982) – Atatürk ve Müzik
- Biographonline.Net
- Türkiye müzik tarihi araştırmaları
- Bela Bartok – Küçük Asya’dan Türk Halk Müziği (1976)
Şaban Can Kurt
www.sabancankurt.com
